Şişme bebeği olmamı istiyordu

“Bir kimse, karısını (cinsel ilişkiye girmek için) yatağına davet eder, kadın da kocasına icabet etmekten imtina eder ve bu sebeple adam karısına kızgın olarak gecelerse, melekler o kadına sabah oluncaya kadar lanet ederler!“” 1

Kuran’ın yanında hadislere de itimadımın sonsuz olduğu, hadis kitaplarını karıştıra karıştıra “Nasıl en sünnet şekilde ibadetlerimi ve yaşamımı dizayn edebilirim” diye aklımın en nadide salonlarını ayet ve hadis bibloları ile süslediğim bir dönemde; bir gün, “imanımın yarısını kurtarma” heyecanı ve dehşeti ile evlenmeye karar verdim. İnandığım sünnete göre nikahtan önce yanımda birinin olması şartı ile 3 defa yüz yüze görüşme hakkım vardı, sonrası yasaktı. Nikahsız görüşmenin günahı ile dini nikahlandıktan sonra “Ya kocan seni çağırırsa” korkusu arasında sıkışıp kalmış ama yine de nikahlanmayı göze almıştım. Dini nikahtan sonra, medeni nikahtan önce olan dönemde ise bambaşka bir sıkıntı vardı. Evliydin evet ama bir yandan da evli değildin. Dinin ve devletin bölmüş olduğu o araf bölgedeydin. Babam medeni nikahtan önce kesinlikle dini nikah istemiyordu çünkü onun ve aslında hepimizin inandığı şekilde kocam beni düğünden önce “çağırır” ve ben gitmezsem lanetlenecek, gidersem düğünden önce kendimin ve ailemin namusunu tehlikeye atmış olacaktım.

İnanıyordum ki, Hak yol İslam’dı ve ben, Kuran ve sünnete tâbi olduğum sürece, bu dünyada büyük bir sıkıntı yaşamazdım. Karşılaştığım durumlarda edimimi belirlerken; sadece ayet ve hadislere başvuruyor, seçme ve tercih etme özgürlüğümü tamamen askıya alıyordum. Bu zorluklar, sıkıntılar ve haksızlıklar karşısında düşüncemin en üst mertebelerinde canım Ömer’e peygamberin söylemiş olduğu o söz, beni sakinleştirip teskin edebiliyordu: -İstemez misin ya Ömer, dünya onların olsun ahiret bizim?

“Adam, hanımını (cinsel ilişkiye girmek için) yatağına çağırdığı vakit, hanımı tandırın üzerinde bile olsa, hemen kocasına gelsin!” 2

Verdiğim sabır ve hoşgörüye karşı almak istediğim şey dünyevi ve fani olandan bir cüz’ değildi, isteğim o mahşer günü Allah’ımın karşısına yüz akı ile çıkıp “Canım kulum hoş geldin. Ben de seni bekliyordum” diyerek beni kucaklayacağı “iki yay arası belki de daha yakını”3 olabilecek olan o kavuşma anıydı. Ama o zamana kadar öğretilenler ve öğrendiklerim ışığında bunun için rızamdan vazgeçmem, bedenimi istediği zaman istediği şekilde kullanması üzere kocama kiralamam gerekiyordu. Haksızlığa ve düşüncesizliğe uğradığım her an, “İstemiyorum ama neden şu an bunu yapmak zorundayım”, “Şu an ondan tiksiniyorum ve beni öpmesini istemiyorum, bu da mı günah” soruları derinliklerimde bir yerlerden yüzeye doğru çıkmaya çalışıyordu. Evet, Ali’nin dediği gibi haksızlık karşında susan dilsiz şeytandı. Bir Müslüman olarak hakkın savunucusu olmalıydım. Ama bu savunuculuk, kendi hakkımı da kapsıyor muydu? O zaman sürekli aktarılan mar’uf hükümlerde kocamla birlikte olmak istememe gibi bir haktan bahsedilmiyordu, üstüne bunun kocamın hakkı olduğu öne sürülüyordu. Ben onu bu hakkından mahrum bırakmayı mı istiyordum? Dünya yerine ahireti istemez miydim? Bu konuda benim rıza hakkım var mıydı? Yoksa ben Kitap’a ve sünnete aykırı gelecek düşüncelere kapılıp şeytana mı uyuyordum? Ne demekti yani, koskoca kocan seni yatağa çağıracak, Allah sana peygamber vasıtası ile “Gideceksin” diyecek ve sen hayatındaki iki süper güce karşı çıkıp o an bunu isteyip istemediğini düşünebileceksin, olacak iş değil. Bu olsa olsa şeytanın vesvesesi olabilirdi. Dünya hayatının ziynetlerine dalmış “O dünyaya saplanıp kaldı, hevesinin peşine düştü.”4 ayetinin muhatabı olurdum belki de.

“Kişi hanımını (cinsel ilişkiye girmek için) yatağa çağırınca hanımı deve üzerinde bile olsa inip, kocasının bu (cinsel ilişki) isteğine cevap versin!” 5

O benimle istediği zaman sevişebilirdi; ben hep olan, istediği zaman ulaşacağı, ve zaten isteğine mutlak “cevap vermesi” gereken bir sorumluydum. Benimle sevişmek için kur yapmasına gerek yoktu, parfüm sıkmasına da. “Nefsinizin hakkını verin” hadisinin kaçamağı ile geldiğim galeyanlarda kocama yanaşırdım. Bazen yorgun olurdu, bazen istemezdi. Ben tatmin olmayı istememeliydim, ayıptı bir kere. Benim de onunkine benzer bir hakkım olduğu çok çok sonradan öğrendiğim bir bilgi oldu. O zaman için olsa olsa azmış olurdum. 24 saat açık olan bir tatmin edici olmalıydım. Tam günün yorgunluğuyla uyumak için yatak odasına yönelip yatağa girdiğimde, kocam odada belirirdi. İzleyeceği şeyleri o saate kadar izlemiş, oynayacağı oyunları oynamış, edeceği sohbetleri etmiş ve şimdi sıra uyumak üzere olan şişme bebeği ile mastürbasyon yapmasına gelmişti. Benimle sevişmek için neden acelesi olsun ki? Neden bu eylemi öncelik sıralamasına yerleştirsin? Zaten, istediği an benim bunu kabul etmem ve hazır olmam gerekiyor. İkimizin de o Allah’ı, kocamın şişme bebeği olmamı şer’ileştirmişti.

Ne zaman evde olmama veya uyuyor olma gibi durumlarda varlığım askıya alınmış olsa, hemen yanında belirmemi ve sevişmemi isterdi. İşte o zaman, bu eylem benim için nefsani değil imanımın yarısını kurtarmam için gerekli olan ödevlerden biri haline gelirdi.

“Kadın kocasının yatağını terk ederek gecelediği vakit, o kadın kocasının yatağına dönünceye kadar melekler ona lanet ederler!” 6

Bir gün sevişmek istediğimde kocam istememişti, bir iki saat sonra arkadaşlarım ile buluşmaya gittiğimin dönüşünde banyoyu -yine- buharlar içinde bulmuştum. Bana mastürbasyon yapmak zorunda kaldığını, bunun sorumlusunun ben olduğumu, eğer bunu yapmasa günaha düşebilme ihtimalinin olduğunu ve böyle bir şey olursa sorumlusunun da ben olacağımı rahatça dile getirebilmişti. Bundan sonrasında eğer bir yere gitmek istiyorsam, öncelikli sorumluluklarımı yerine getirerek önce onu doyurmam gerektiğini söyledi. Anlamıyordum, erkeğin nefsi bu kadar doyurulması elzem bir şey iken, eşi varken mastürbasyonu tercih etmesinin yükümlülüğü bile kadına ait iken, ve bunun uyarısını aynı evde yaşadığım kayınvalidemden “Eğer onu yapıyorsa demek ki yeterince tatmin edemiyorsun” diye alırken; onun bana karşı olan sorumlulukları nelerdi?

“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bir erkek karısını yatağına çağırır da kadın gelmezse, kocası ondan razı oluncaya kadar, semada olan Allah o kadına gazab eder!” 7

Tersi durum için erkek hocalar tarafından yazılmış tonlarca bilgilendirme varken bunun için -ve yine erkek hocalar tarafından- yazılmış birkaç cebe sıkıştırılan sadakalar vardı. Mesela, kocamın beni yatakta tatmin edemediğini boşanma sebebi olarak gösterebilirdim. Aynı şekilde onun da beni tatmin etmesi gerekirmiş. Erkekliğin bu kadar kırılgan, kocaya itaatinse sonsuz olduğu alanlarda “Kadınlar da boşalıyormuş, bu doğru mu” diye sorarak tatminkarlığın ne olduğunu bilemeyen onca kadın varken kadın bu talebinden eşit haklılıkla nasıl bahsedebilsin? Bununla beraber kadının kocası üzerindeki cinsel hakları mahrem konulardı. Ulu orta konuşulamazdı. Zaten kadın isterse erkek neden istemesindi. Hakim din ile o inancımın sarsılmasına, kalbimin Allah’a ve elçisine kırılmasına sebep olmuştu ve bu hadisler kendi bedenim üzerinde kocam söz konusu olduğunda hiçbir hakkımın olmadığını düşündürtmüştü.

“Eğer bir insanın, başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, Allah’ın kadınlar üzerinde erkekler için yarattığı haktan dolayı kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim!”8

İstemeden sevişme zorunluluğu altında bu eylemi gerçekleştirmek tam olarak neye tekabül ediyor? Nelerin önünü açıyor? Kadın bunu bir şekilde istemediğini belirtse, kocası hakkı olanı almak için zora başvurabilir mi mesela? Hakim kültür ve din çerçevesinde; çoğu zaman ekonomik temelli bir anlaşma ve hayat sigortası olarak görülen evlilik; evlenen kadının rızasını, süresiz ve sınırsızca eşine vermesine; dinin ve kültürün bu süresiz rızayı kabul edip onaylamasına ve hatta teşvik etmesine, bu sebeple otoritenin aile içi “ödev seksi” ve hatta tecavüzü meşru görmesine sebebiyet veriyordu. Böylesine cinselliğin zorunlu tekelleştirildiği, rızanın süresizleştirildiği, özgürlüğün çeperinin çizildiği, çıkar ilişkilerine dayanan evlilikte kadının “Hayır” deme lüksü neden yok? Bedenini kiralamaya mecbur bırakılmış kadın, karşılığında ne almış?

Dipnotlar

  1. Buhari 3046, Müslim 1436/122, Ebu Davud 2141, Nesei İşretü’n-Nisa 84, Ahmed bin Hanbel Müsned 7476, Albânî İrvau’l-Ğalil Fi Tahrici Ehadisi Menari’s-Sebil 2002
  2. Tirmizi 1169
  3. Necm Suresi, 9. ayet
  4. Araf Suresi 178. Ayet
  5. Bezzar 2/181, İbni Mace 1853, Albânî Sahihu’l-Cami 547
  6. Buhari
    5279, Müslim 1436/120
  7. Müslim 1436/121
  8. Ebu Davud 2140, İbni Mace 1852, Tirmizi 1168, Ahmed bin Hanbel Müsned, Darimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir