“Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı”

Merhaba. 20 yaşımdayım. İki buçuk yıldır evliyim. Baskıcı bir babanın eline doğdum. Doğdum yere ait yaşadıklarımı uzun uzun anlatmayacağım. İlkokul bitince bir Kuran kursuna yazdırıldım, babam ve amcamın isteğiyle. Mücadele vererek üç yılın sonunda oradan çıkıp bir dil okuluna yazdırıldım. Tabii muhafazakar bir yerdi orada. Ama benim için iyi bir başlangıç olabilirdi diye düşünüyordum. Babam, “Bir hata yap da seni oradan alayım” derdi. Okuduğum yerdeki bütün bakkal markette çalışanların gözlerinin benim üzerimde olması için uyarmıştı.

Bir gün bir yerde şu anki eşim beni gördü. Peşime takıldı. Okuduğum yere geliyor, evime gelip kapıda bekliyor. Ben de rahatsız olduğumu söylüyorum ev arkadaşlarıma. İçlerinden bir tanesi bana iyilik (!) maksadıyla babama bu durumu haber veriyor. Kızınız böyle böyle biriyle görüşüyor gibi üzerine kata kata. Babam annemi arıyor “Bütün pencereleri perdeleri kapa. Kızını evde tut, bana da bir ip hazırla” diyor. Annemin dizleri kırılıyor. Benim dudaklarım mosmor kesiliyor. Biri göğsüme tekme atıyor. Devamını getirmeyeceğim.

9 ay geçiyor olayın üzerine. Ben evdeyim. Okuldan alındım. Kimse benle yemek yemiyor. Bir odadan çıkmıyorum. Sadece kitap okuyorum. Camdan bakarken gördüklerinde “Yine aranıyorsun herhalde sen” diyorlar. Kimse yüzüme bakmıyor. Tükürmek haricinde. Biliyorum. Bazıları okurken “Ne abarttın be” diyor. Nasıl ispatlanır bilmiyorum. Ama iki buçuk yıl önce bir yerlerde bunları ve dahasını yazamadığım şeyleri yaşıyordum.

Uzatmayacağım dedim. Eşim hala peşimde o ara. Bana ulaşmaya çalışıyor. Bense korkuyorum. Ve anlamıyorum. “Hangi erkek bu kadar uğraşır” diyorum. O aralar kendi saçlarımı kendim sevip ağlıyorum. Müthiş bir depresyon.

Bir gün kardeşim telefonu getirdi bana. “Biri seni soruyor” dedi. Telefonda ki eşim. Gelip seni alacağım diyor. “Neler yaşadığını öğrendim, anlıyorum seni” diyor. Ben sadece ağlıyorum. Dokuz aydır “Seni anlıyorum” gibi muhteşem bir cümle duymadım.

Didem Madak’ın da dediği gibi “Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı.” Kaçtım evden. Tanımadığım bilmediğim bir yere. Yine tanımadığım bir adamla. Babam üzülsün istiyorum. Annem pişman olsun. Ben “Ne olursa olsun daha kötüsü olamaz ki” diyorum.

Daha kötüsü oluyormuş. Ben bunu öğrendim. Eşim 22 yaşında. Geçen hafta beni aldattığını öğrendim. Beni hiç sevmeyen bir annesi, iki de ablası var. İnanmadığım bir sürü şeye inanıyormuş gibi yaşıyorum. Çünkü inanmıyorum, “Ben böyle düşünmüyorum” dersem eşim bu evliliği bitirir. Artık o iki buçuk yıl önce “Daha kötü ne olabilir” diyen kız değilim. Daha kötüsü oluyor çünkü. En azından benim hayatımda böyle bu.Bir tarafım “Ayrıl bitir” diyor, diğer tarafım “Ya yine daha kötüsü olursa?”

Annem, günlük şeylerden bile konuşurken “Kocanı mutlu et, o ne isterse yap” diyor. “Sakın geri gelmeyi düşünme. Anca cenazen gelir” diyor.

Şimdi bu kadar yazdım ama benim hikayem bu değil. İçimde bir yerde dahasını anlatacak biri var. Ama ben ona uzanamıyorum. Yıllardır kimseyle konuşamadı çünkü.

Şimdi sadece korkuyorum; insanlardan, insanların bütün gerçeklerinden… Allah’a inanıyorum. Sadece ona biraz kırgınım. Bana neden asıl gerçeğin kendisini göstermiyor. Benden sadece eşime itaat edip inanmadığım ama inanmış gibi yaptığım şeyleri yaşamamı mı istiyor? Hayır, hayır. Ben bunu istediğine inanmıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir